Instagram

27 Kasım 2015 Cuma

Saint Lucia ve Muhteşem Pitonlar

Belki Facebook’ta ülkelerin bayraklarını tahmin ettiğiniz oyunda görmüşsünüzdür Saint Lucia bayrağını. Arka fon mavi, üstünde siyah ve sarı renk barındıran bir üçgen. Gerçekten de çok akılda kalır ve güzel bir bayrakları var. Yoksa kim bilir de kim gider St. Lucia’ya? Zaten oraya uçak var mı ki?


Batı Karayipler’de bulunan, İngiliz Milletler Topluluğuna bağlı –ama sanırım tam bağımsız da olan- St. Lucia adasında tam 1 gün geçirdim. Buraya bir yolcu gemisi ile uğradım ve açıkçası nasıl bir yerleşim yeri ile karşılaşacağım konusunda hiçbir bilgim yoktu. Bekli güzel birkaç plajı vardır, orada oturur bir içki içerim en kötü demiştim ama St. Lucia beni yanılttı çünkü bu ada gerçek bir cennet. Varmak biraz meşakkatli ama gemi dışında şu iki yoldan da gelinebilir: Londra Gatwick’ten British Airways ve Virgin Atlantic direkt uçuyor. Ya da Thomas Cook Havayolu ile Manchester’dan direkt gidilebilir. Uçak olunca her türlü İngiltere üzerinden gitmek gerekiyor.


Saint Lucia adasının başkentinin ismi Castries. Fransız sömürgesi iken İngiltere’ye geçtiği için adada bu tarz Fransızca isimler duymak normal. Türk vatandaşlarından vize istemiyorlar. Elimizi kolumuzu sallaya sallaya girebiliyoruz, tabii adaya gelebilmeyi başaran bir Türk olursa…

İnternetten araştırıldığında görüyoruz ki 8 yıl üst üste en iyi balayı destinasyonu seçilmiş ama ada kesinlikle bundan daha fazlası. Hem macera için hem de dinlenmek için mükemmel bir yer. St. Lucia volkanik bir ada olduğu için inanılmaz güzellikte bir doğası var. Yemyeşil dağlar, yağmur ormanları, plajlar. Önceden bahsettiğimiz gibi adada Afrika, Karayip, İngiliz, İspanyol ve Fransız etkileri hissediliyor.

St. Lucia ile ilgili kaçırmamak gereken üç şey var: İsmi yılanı anımsatsa da yılanla hiç ilgisi olmayan; Piton dedikleri volkanik dağları (buralara tırmanıp kakao, şeker ve muz plantajlarını gezebilirsiniz), Sufriere’deki sülfür kaynakları ve tabii ki plajlar.


Büyülü ikiz pitonlar St. Lucia’nın hiç kuşkusuz en önemli yeri. Muhteşem bir manzara ve doğa harikası sunuyorlar görenlere. UNESCO Kültür Mirası listesinde yerini almış. Bu bölge aynı zamanda çok güzel oteller, evlilik töreni için plajlar, film stüdyoları ve dalış merkezi de bulunduruyor. “The Gros Piton trail” dedikleri, 4-5 saat süren dağ yürüyüş yolunu kullanarak dağın tepesine de varabiliyorsunuz.


Pigeon Island Milli Parkı, adadaki bir başka görülecek yer. Burası vaktiyle İngiliz ve Fransızların kullandıkları bir askeri üs. Şimdi ise plaj ve doğanın tadını çıkarabilir, eksi savaş müzesini gezebilirsiniz. Her Mayıs ayında Saint Lucia Jazz & Sanat Festivali’ne de ev sahipliği yapıyor.


Adanın volkanik bir yapısı olduğunu söylemiştik. Bu sebeple yüksek yerlerinde sülfür kaynakları bulunuyor. Maden suyundan havuzlarda yüzüp, sülfür çamuruna bulanmak için güzel bir fırsat. Bu termal suların döküldüğü bir de şelale var. Bu şelalenin bulunduğu yerin ismi Diamond Botanical Garden and Waterfalls. Oralara kadar gelmişken, ziyaret etmeye değer.

Son olarak ise Marigot Bay’den bahsetmeden yazımızı tamamlamayalım. Burası Karayiplerin en güzel koylarından biri. Etrafı ormanla çevrili. Kasırgadan kaçan tekneler için doğal bir sığınak aynı zamanda. Sevimli oteller, bir yat limanı ve restoranlar var. Koy film seti olarak da kullanılmış (Dr. Doolittle). Anlatmakla olmuyor bir fotoğraf koyayım en iyisi.


İster romantik bir tatil için, isterseniz de macera ve dalış için gitmeyi tercih edin, ya da benim gibi geçerken uğrayın, şu dünya üzerinde nasıl cennetler var demek için bile görmelisiniz derim. Çok uzakta olduğu için yolculuk her keseye hitap etmiyor, doğru, ama bir yıl önceden planlanıp, birikim yapılırsa, gidip bu yerler görülebilir ve hiç de pişman olunmaz gibime geliyor.


Gelecek yazıda görüşmek üzere,
Filiz


Fotoğraflar: Ben ve Google

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder